“Ölüm Kaçınılmaz!”

bee31 Bir arıdan öğreneceğimiz belki de çok şey olabilir. Dün iş çıkışı servisteyken şahit olduğum bir olay bana çok farklı şekilde düşünmeme sebep oldu. Çoğu insanın bu şekilde bir anı vardır. Yaşadıkları veya şahit oldukları bir olay onları çok etkiler ve hayatlarını değiştirir. Aslında biraz etrafımızı izlediğimizde örnek alabileceğimiz, anlam çıkarabileceğimiz çok şey olduğunu görebiliriz. Olayı kısaca paylaşmak istiyorum.

Herzaman ki gibi iş çıkışı servisime yürüdüm ve bindim. Servisten kısaca bahsetmem gerekirse; sağ tarafta sürgülü bir kapı mevcut ve içerde yolcuların oturduğu koltukların yanındaki camlar açılmayan sabit camlardan oluşmaktadır. Ben kapının olduğu taraftaki tekli koltukları tercih ediyorum. Servisteki arkadaşlarıma selam verdim ve tekli koltuklardan birine oturdum ve arkama yaslandım. O ara arkadaşlarımdan birinin(arkada oturan) diğer bir bayan arkadaşı(arkadakinin önünde oturan) uyardığına kulak misafiri oldum. Cam kenarına oturan bayanı, cam da bir arı olduğunu ve ne olur ne olmaz, arı sokabilir dedi. Bayan arkadaşta gayri ihtiyarı, cam da arıyı görünce cam kenarından koridor kenarı olan koltuğa geçti. Yani bir yana kaydı.

 

Bende o ara arıyı izlemeye başladım. Arı, bir gayretle cam’a doğru uçmaya çalışıyor ve bulunduğu yerden çıkmaya çalışıyordu. Fakat sürekli kanat çırpmasına rağmen camda sağa doğru çarpa çarpa ilerliyordu. Benimde aklıma hep eve giren ve sonra tekrar dışarı çıkamayan çama çarpa çarpa ya da açlıktan ölen arılar geldi. Genelde camımız açık olur ve çiçeklerimin büyüsüne kapılıp içeri giren arıları hep ölü bulmuşumdur. Ölmelerinin sebebinin sürekli çıkmaya çalışarak cama çarpmaları olduğunu düşünüyorum. Belkide açlık veya susuzlukta olabilir. Bana da o cesetleri tekrar doğaya bırakma görevi kalır. Canlı olarak camdan çıkamayan hayvanı ölü olarak camdan doğaya bırakırım. Belkide başka bir hayvana hayat verebilir(Besin olabilir). Yaşadığım bu deneyimlerden dolayı serviste sürekli cam’a çarpan arı’ya bakarak, sesli bir şekilde arı için “ölüm kaçınılmaz !” dedim. Duyan arkadaşlarım bu dediğimden o an birşey anlamamış olabilir. Sonra sağ’a doğru giden arı’nın camın köşesine gelerek diğer tarafa doğru yöneldiğini gördüm.

 

bee_1415432c İçimden ne garip dedim. Arı, dışarıyı görüyor ve dışarıya ulaşması için arasında sadece bu şeffaf perdenin kaldığını düşünerek bir gayret tüm enerjisi ile cam’ı geçmeye çalışıyor. Belki de içinden “işte orada dışarısı; ağaçlar, çiçekler, böcekler.. Buralarda bir yerde olmalı çıkış, görüyorum işte burnumun dibinde, bir yolu var burada bir yerden çıkmanın eminim.” diyordur.

Sonra Arı beklenmedik bir şey yaptı. Sağ tarafta cam’ın köşesine geldiği ve yol olmadığını görüp sol tarafa doğru yöneldikten kısa bir süre sonra, cam’dan ayrılarak, o ulaşmaya çalıştığı manzarayı bırakarak, arkasına alarak bana doğru uçmaya ve bana yaklaşmadan kapıya doğru manevra yaparak açıkkapıdan çıkıp “uçup gitti”.

 

O an düşünmeye başladım. Yani “ölüm kaçınılmaz !” demiştim. Fakat arı uçtu gitti. Bir an insanların davranışlarına yorumladım bu olayı. Aslında hepimiz, yaşadığımız bu düzende bu arı gibiyiz. Yani ulaşmaya çalıştığımız şeyler bizden sadece bir cam öte de görünüyor. Bizlerde umutsuzca cam’a çarpıyor ve oraya ulaşmaya çalışıyoruz. “Buralarda bir yerlerde çıkış olmalı, geçip gidebileceğim bir delik olmalı. Başka nerede olabilir ki, görüyorum işte burası doğru yön..” diyoruz. Sadece azımız cesaret ediyoruz ve diğer yöne doğru uçmaya karar vererek o gördüğümüze ulaşmayı hayal ediyoruz. O an bu cesareti göstermek zor, o konumu bırakmak zor. Fakat herşeyin bir bedeli olduğunu bilmeliyiz. Bu kadar kolay değil, oraya gitmek sadece bir cam mesafesinde, bu kadar basit olamaz. Nitekim o arı içinde olmadı.

 

Cam’dan kurtulmak için çok çaba sarfetti, çok kere çarptı, çok kere umutsuzluğa kapıldı ve sonunda o da anladı. Biraz da ters tarafa yöneldi, biraz da o tarafta çaba harcadı. Engellere ve başka camlara takılmadan çıkışı gördü ve “uçtu gitti”.

Bir Arkadaşa Blog Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler Tavsiye Yazısı

Bir arkadaşıma yazdığım yazıyı olduğu gibi paylaşmak istiyorum. Blog açacak kişilere baştan dikkat edilmesi gereken ayrıntıları güzelce anlattığım hoş bir yazı oldu.

Sevgili dostum; 🙂 Nasıl başladım ama yazıya 😉

Öncelikle 2 senedir blog kullanan biri olarak şunları belirtmek istiyorum. Sonrada beğendiğim şablonları seninle paylaşacağım. Blog kullanırken çektiğim sıkıntılardan bahsetmek istiyorum ve bu sıkıntıları nasıl çözdüğümü anlatacağım. Böylece sende inşallah doğru kararı vererek, sıkılmadan(bu sefer :)) blog kullanacaksın. Öncelikle incelemek istersen sana 2 dk veriyorum ve bloğuma bir göz at 🙂 Video içeren yazılarda mevcut..

http://maviseffaf.blogspot.com/

Şimdi gelelim blog şablonu seçerken dikkat edeceklerine, öncelikle seçtiğin şablon kullanıcılara karışık gelmemeli, yazılarında aranan yada ilgi çeken kısımlar hemen göze batmalı. En önemlisi ise yazı alanının geniş olması. Çünkü bu alanın dar seçilmesi sonucunda bir video ya da en basitinden bir resmi koymak istediğinde hepsi sığmıyor ve taşma yaşanıp boyutu küçülüyor. 😦 Sonra resimi küçültüp koymak ya da farklı pencerede açılacak şekilde tumbnail olarak koymak yoluna gidilerek, insanın canını sıkıyor. Hadi resimde bunu hallettin ya video da ne yapacaksın boyutunu küçültsen hiç anlaşılmaz oluyor. İzleyecek kişilere ya yükleme ya da link ile video konumundan video yu izletmen gerekiyor. Halbuki amacın kullanıcıyı başka yere yönlendirmek değil. Herzaman senin bloğunu takip etmelerini sağlaman gerekiyor 😉 Video ve resimden sonra diğer görsel yerleşimler oluşturmak içinde yazı alanının büyük olmasını sağlamalısın. Artık biliyorsun, insanlar 5 satır yazıyı bile okumak yerine video ya da resimlere bakarak anlamayı tercih ediyorlar. (Bu açılardan bakıldığında bloğumda seçtiğim şablonun detaylarını daha iyi göreceksin. :))

Diğer önemli ama çok ama çok önemli konu ise şudur. Diyelim ki yukarıdaki anlattıklarım açısından şablon senden “ok” aldı. Bu sefer soracağın soru şu olmalı. Ben bu bloğa resim, video ve yazı gönderirken nasıl en pratik ve görsel açıdan zengin şekilde yazı(post) gönderirim. İşte bu konuda eğer blog servisinin kendi sayfasındaki blog gönderme kısmını kullanırsan vay haline 🙂 Allah kolaylık versin. 🙂 Önceliğin asla o yerden göndermek olmamalı. Orası elinde bir editör olmadığı zamanlarda seni kurtaracaktır.

Bunu hemen örnekleyelim. Ben bloğuma yazı gönderirken(yazı; resim, video içerebilir) bunu Windows Live Writer uygulaması ile yapıyorum. Menüsünde aradığın herşey mevcuttur. Üstelik birden çok bloğunu tanıtarak yazdığın bir yazıyı iki bloğada tek tık ile gönderebilirsin. Resimlerin, videoların vs. Bilgisayarından sürükle bırak yaparak eklersin ve Office 2007 ve 2010 içindeki gibi görsel efekteleri tek tık ile seçersin. (Örnekler benim bloğumda) Hatta bilgisayarından birden çok resim seçip sürükleyip bıraktığında bunları albüm olarak da gösterme yapabilirsin. Albüm efektleri ayrıdır ve çok şıktır. Şiddetle tavsiye ederim. Yani kısacası resimleri, videoları internetten bulup linklemek ya da upload edip oradan buradan çekmek yerine sadece sürükle-bırak ile yazına eklersin. Yazıyı “yayınla” dediğinde ise eğer bir Windows Live hesabın varsa, Windows Live Sky Drive içindeki 25 GB’lık alanına otomatik olarak yazıdaki resimleri ya da videoları upload eder ve orada bir albüm oluşturur. Sen sadece yazıyı yayınla dersin. Kaynak görünümü yapma, önizleme yapma modları mevcuttur. İnce değişiklikler yapabilirsin. Ayrıca uygulamaya ekleyeceğin Plugin’ler ile yayınladığın yazının otomatik olarak facebook ve twitter gibi yerlerdeki hesaplarına da post atması sağlanabilir.(Bunuda kullanıyorum) Hatta en güzel yanı yayınladığın yazı için otomatik olarak  arama motorlarına istek yapıp, arama motoru kaydı yapılıyor.. 🙂

Eeee.. Daha ne diyim bundan iyisi şamda kayısı.. 🙂

Güzel bir söz..

Paylaşmak istediğim çok güzel bir söz var..

Kim olduğunu öğrenmek için, kim olduğunu hatırlaman gerekir.